1948’Den Bu Yana Filistin Sorunu

8811

Son yıllarda Gazze’de Batı Şeria’da saldırılarını arttıran İsrail’in bu amacı nedir?

İsrail ortadoğuda ne gibi politikalar izliyor. 1948’de kurulan ve o günden bu yana süren Filistin-İsrail savaşında son durum nedir? İsterseniz önce İsrail Devleti ile başlayalım. 1948’de İsrail devletini resmi olarak tanıyan ilk devlet Türkiye oldu.

Ve bugüne kadar sürdürülen politikalar İsrail ile ilişkilerin kurulduğundan bu yana hiç kopmadığını göstermektedir. Türkiye devleti önceler (1948’den önce) İsrail’in bağımsızlığına karşı çıkan ülkeler arasında yer alıyordu.

ABD ile kurulan ilişkiler sonucu İsrail’i ilk tanıyan ve destekleyen ülkeler arasında yer almaya başladı. ABD emperyalizminin güdümüne giren Türkiye bu politik değişikliğin ardından 28 Şubat 1949’da İsrail’i tanıyan ilk müslüman ülke oldu.

İsrail’in tanınması ile birlikte yaklaşık on yıl süren DP iktidarında İsrail ile kurulan ticari ilişkiler çok büyüdü. Günümüzde; ülkemizde satılan İsrail malları 157 çeşit seviyesine ulaşmıştır. Yani şu an iç pazarımızda tam 157 farklı İsrail ürünü satılmaktadır.

Cihat BABAN (gazeteci), Politika Galerisi adlı kitabında İsrail ile ilgili bir olayı anlatmaktadır. Zamanın başbakanı Adnan Menderes bir İtalya seyahatinde Roma’daki Türk Büyükelçiliği’nde verilen bir resepsiyona katılır. Resepsiyona Suriye’nin Roma Büyükelçisi’de davetlidir. Suriye Büyükelçisi, Adnan Menderes’in yanına yaklaşarak elini sıkar ve kendini tanıtır.

Bu tanıtım sırasında İsrail’i Menderese şikayet eder. Türkiye-İsrail arasındaki ekonomik ilişkilerin gözden geçirilmesini ister. Filistin ve Suriye için bu ilişkilerin bir tehlike olduğunu söyler. Biz kardeş ülkeleriz der. Bu sorunu çözmek için Menderes’e önerilerde bulunur. Menderes, ”Ne İsrail sorunu mu?” diye buz gibi bir ses tonuyla cevaplar. ”Bunu söylemek için mi geldiniz? Sizden başka akıllı yok mu? (o dönemde Suriye İsrail ile savaş halindedir.). Benim Suriye diye tanıdığım bir devlet yok!” der. ”Bu kafada giderseniz fena olacak.” diye azarlar. Demokrat Parti ve Menderes, Filistin ve İsrail sorununa böyle bakıyordu.

Gel gelelim bugünkü iktidarın bağırtı ve kabadayılanmalarına. Ey İsrail diye başlayan kabadayılanmalar, ticari ilişkiler açısından hiçbir sorun yaratmamaktadır. Peki Erdoğan bu kabadayılanmaları neden yapıyor?

Yine aynı Erdoğan, Ariel Şaron ile görüşmesinde (bu görüşme Kudüs’te gerçekleşti.), Ariel Şaron tarafından ”İsrail’in başkenti Kudüs’e Hoşgeldiniz.” diye karşılandı ve samimi bir tokalaşma gerçekleşti. (Erdoğan o dönem başbakandı.). Kudüs’ü zorla başkent yapmalarına hiç ses çıkartmayan Erdoğan, ülkeye dönünce ”Ey İsrail!” diye bağırması, suçunu örtme çalışmasından başka bir şey değildir.

Son 1 yılda (2017), Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacmi %14 artmıştır. Tayyip Erdoğan’ın ülke içinde işgal ve terör devleti diye nitelendirdiği İsrail ile Türkiye arasındaki dış ticaret hacminin %14 artması, hamasi söylemlerinin halkı kandırma çabasından başka bir şey olmadığının kanıtıdır.

İsrail ile ticari ilişkilerimizi ne Mavi Marmara olayı (hatırlarsınız Gazze’ye yardım götüren bir geminin İsrail tarafından saldırıya uğraması ve 9 vatandaşımızın İsrail askerlerince öldürülmesi olayı.) ne de Kudüs krizi hiç ama hiç bu ticari ilişkileri etkilememiştir. Bilakis 2017’de %14 arttırmıştır. Yani İsrail ticaret bakanının deyimi ile: ”Tayyip Erdoğan İsrail için düşman görünümlü bir dosttur.” Bir yandan İsrail’i terör devleti ilan edeceksin diğer yandan ilişkilerini arttırarak sürdüreceksin. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.

İsrail’in Filistin katliamını kınayan ülkelerden Venezuella devlet başkanı Maduro; İsrail büyükelçisini ülkesinden kovmuş, kendi büyükelçisini ülkeye çağırmıştır. Yine aynı Maduro, İsrail ürünlerini kendi ülkesinden çıkartmıştır.

Ey Tayyip Erdoğan! işte tepki budur. Bir yandan terör devleti ilan edeceksin, diğer yandan ticari ilişkilerini geliştireceksin. Bu nasıl ikiyüzlülük! bu nasıl ahlak anlayışıdır!

Maduro İsrail ilişkilerini bir çırpıda keserken, müslüman Tayyip Erdoğan bırakın ilişkilerin riske girmesini bilakis arttırarak devam ettirmiştir. Şimdi kim inanır senin bu içi boş israil nidalarına. Artık kimse yemiyor bunları.

Daha dün ABD ve İsrail’in ortak girişimiyle bombalanan Suriye’de ilk tebrik ve kutlama Erdoğan’dan gelmiştir. Bütün medyayı tekeline alarak bu ikiyüzlü politikaları kitlelere duyurmamaktadır. Emperyalizme göbeğinden bağımlı bir ülke olan Türkiye’nin, 147 Milyar $ ihracatı var, 60 Milyar $ bütçe açığı var, resmisi %13 sendikaları göre ise %20 işsizi var. 70 Milyar $ dış ticaret açığı var. Halkı kandırmak için %7,4 büyüyor diye bir de söylemi var.

Şimdi bir soru soruyorum, hangi ekonomist var bu durumu bize açıklayacak. Diğer yandan anti-emperyalist izlenimi vermeye çalışan Erdoğan, bir dönem ABD’nin ortadoğuda yıkım projesi olan BOP’un eşbaşkanı olmakla övünüyordu. Bu konudaki eleştirilere yanıt verirken bu projeyi şöyle aklamaya çalışıyordu; ‘BOP’un amacı ve bu amaçlar içinde Türkiye’nin üstlendiği görevler olduğunu belirterek, bunun bir barış projesi olduğunu ve bunun yanında ortadoğu halkına özgürlük getireceğini ve bunun için kurulduğunu söylüyordu. Yaşanansa Ortadoğu’da tam bir katliam ve yıkımdır.

Bu katliamın ve yıkımın sorumlularından biri de Erdoğan’dır. Emperyalizmin uydusu olmak böyle bir şeydir işte. Saray ve AKP, geçmişte de 6. Filo’yu protesto eden ilerici, devrimci öğrencilerin üstüne saldırarak, bizim kabemiz NATO’dur demişlerdir.

Bunlar 6.Filo’yu kıble yapan ve önünde namaz kılanlardan gelmektedir. Kurnaz kabadayılar gibi kitleler önünde en sıkı ahlaki prensiplere sadık kalırlar ama diğer yandan da emperyalizm ile ilişkilerini sürdürürler.

Kitleler en yüksek ve en gösterişli diktatörleri her zaman yenmişlerdir. İktidarı kaybetme korkusu yaşayan diktatörler halk tarafından ezilmesinin ve iktidar gücünü yitirmesinin telaşı içindedirler. Halkın hor gördüğü ve korkmadığı zayıflar tabakasına dahil olmaktan korkmaktadırlar. Sorgucu kitleler, kudret ve hakimiyeti yıkar atarlar.

Kısacası diktatörler sonlarının böyle olmasından korkarlar. Gün artık bugündür, şeriat ve hilafet çağrılarına karşı laikliği kazanma günüdür. Kocaeli Cumhuriyet